Pages

6 Ocak 2015 Salı

PARA



Bana vurur tokatı
Sert ne kelime! Betim benzim atar, gözlerim yuvalarından fırlar.
Gemiyi çeker azığa, palamarı keser ve atar denize
Parayı çıkarır deste deste
Para! Çil çil, ömrüm billah beni ve arzularımı yaşatacak para!
Bana vurur tokatı! Okkalı!
Anadan babadan
3 yaşımda bedenimi reddettiğim için yediğim tokatı bile bastırır
Yüzümü astırır, ammmmma para ulan para en sarısından
Atatürk’ün en güzel güldüğü 200 tl’likten
Balya balya, odaya sığdıramayacağım türden!
Benim hepsi benim, tüm silleler benim!
Bedenime haddi hesabı olmayacak vurulan tekmeler benim!
Burası benim bölgem! Burası benim darp edildiğim bölgem!
Buradan 10 metre civarına kadar sadece ben öldüresiye dayak yiyebilirim!
Normali 40 bin olan ama indirimle 70 bin dolarlık pansumanı ancak bennn, ben yaptıraabilirim.
Sen de mi istiyorsun?
Biraz çürümeyi sen de hak ediyorsun,
Ver yarısını o zaman ver yarısını üleşelim
Kelle hesabı 3-5 tanesi gecede
Götür yarısını bana pay ettiğin sürece, hiiiç ırgalamaz.
Ne o yedirmiyor musun?
Parrra ulan parra. Düşünme mor papatyayı beyaz sümbülü
Eğer halleşemiyorsak çekil git işine
Helalinden ben gideceğim hesaplıca çamurun dibine!
Tokat da tatlı mı tatlı!

9 Aralık 2014 Salı

DD DEDİ




Dedesinin mezar taşını okuyan, bilimsiz çocuklar
Dedesini mezar taşıyla hatırlayan, şovenist çocuklar
Dedesinin mezar taşı parçalanmış, haymatlos çocuklar
Mezar taşını okuyan, dersten geçer çocuklar

8 Kasım 2014 Cumartesi

Mavra

Nereden gelirse yaralı kuşlar
Dikişleri o istikamete doğru dikelim
Issızlık artık beline kadar gelir olmuş
At kuyruğu ya da balık sırtı örgü 
İnce ince örelim ölgün yokuşta
Bu gülüş hiç gitmemiş suratınızın donukluğuna
Tekrara düşmüşsünüz kaydırakta

2 Kasım 2014 Pazar

Mezbele

Totaliter rejimlerin, devrimleri kendi içinde hallettikleri bir mesele bu
İçinde yırtılan perdelerin arkasında heyecanla bekleyen çocuklar
Çıkacakları anı kestiremediklerinden kasıt, böyle oluyor
Çilek rengi şarabımız kol yenlerimizden akarken, katılan katrana aklımız ermedi
İçe içkin, içkisiz içerlediğimiz nadir anlar da işe yaramadı
Tereddütlerimiz turuncu müttefikin tarafına geçti
Ve tabii kalbe en yakın bağlılıklar da
Kim çıkardı ilk demokrasiyi saklandığı delikten, kim?
Gördünüz mü?
Uzaktan komutanla kontrol edilen , t.a kalitesinde, bilemedin hd kalitesinde 1+1 ekran geleceğimiz oldu
Öncesinde çayırda nereye akacağı belli olmayan özgür salınımlı Egeler, Akdenizler
Şimdilerde evi barkı belli iyi halli Marmara denizlerine dönüştü
Pamuk helvadan idealizmimizin özeti ne diye soracak olursanız
Bohçamızda yönü hem Ege’ye hem Marmara’ya bakan dibimizdeki çakıltaşlarıyla
Nicelikte sayısız Stockholm Sendromuyla, nitelikte kayıtsız Türkiye mezbeleliği kaldı

26 Eylül 2014 Cuma

Yaşar Abi’nin toplumsal gerçekçi kısa hikâyesi





Esrik-direngen ruhu, öfkeli halini 80 döneminde gördüğü işkencelerden aldığı rivayetleri dolaşan Konur sokak sakini sosyalist bir abi. Bu sıralar daha sık rastlaşıyoruz kendisiyle. Gözlemliyorum, iki lafın belini henüz kırıp dökmeden. Fırsat olursa, emekçiliğimden biraz olsun sıra gelirse, yeri gelir o da olur, biliyorum.

Çoğu zaman içe çökmüş avurtlarındaki pembelikten soğuğu en keskin haliyle hissettiği düşünceli haliyle kendince bir başına insan hakları anıtının ilişiğinde rastlıyorum ona. Çenesine yasladığı dertli bedenine bağlı elinin bir zamanlar yıldız yumruk halini aldığı eylemleri düşünüyorum. Simasına 3-5 saniye bakmamla o kızgın ruh halinin altında müthiş bir aşk, müthiş bir duygusallık olduğunu seziyorum. Halen bir şeyleri değiştirmenin yılmaz inancı. Ondan kelli, kimi zaman o yüreğindeki coşkun akan seli köşe başının 24 saat misafiri olan Mobese kamerasına akıttığını görüyorum. Ethem'in katillerine yataklık eden, o ağacın bitişiğinde göğümüzü karartarak gözüken o sevimsiz yaratık değil mi? işaret parmağını sallayarak "işine geldiğini işle, işine gelmediğini fişle" aygıtına yine uyarı çekiyor. Daha önce defalarca yaptığı gibi. Yine birilerini kovalıyor az sonra, seneler önce cebbar eli satırlılara yaptığı gibi.

Faşizan vaziyetlere karşı ne kadar çatık kaşlıysa civar kaldırım sakinlerine de bir o kadar şefkatle ihtimam gösteren bir adam. battal boy çöp poşetlerinde saklanmış süpriz çıkını kovalayan kedi ve köpeğin mücadelesine pür dikkat gözleri kesildiğinde yine o çakmak çakmak yıldızlaşmış gözlerindeki "çare ne olabilir" kaygısını görmek mümkün. Bir sonraki esnaf ikramında paylaşılacak bir döner parçası, az ötedeki lokantada yarım bırakılmış ekmek ısırığı, Dost Kitabevi'nin mini bahçesinde nereden sürüklendiği bilinmeyen bir sosis artığı... Hepsi de sevgi değer yengisine dahil. Sevginin değeri vicdanla güzelmiş meğer.

Sevdasına eşlik eden kitap sayfalarını İmge Kitabevi'nde çevirirken görülüyor zaman zaman. Sızılı bir ezgi kulaklarını aksak aksak dolaşırken o kâh Ahmed Arif'in, kâh Arkadaş Özger'in dizelerinin peşine düşüyor.  Kendi düşün dünyası gibi unutulmaya yüz tutmuşluktan dolayı ucuz kitaplar bölümüne taşınmış ama içerik açısından servet değerindeki Hür Yümer'e, Prévert'ye, Almila Kursar Kuş'a takılıyor gözleri.  İki üç tane metal alaşımlı yuvarlak cisime alınabilir ederdeki kitaplardan kısıtlı sayıda alıyor. Rafların arasından çıkıp soluğu sokakta aldığında yeri gelir kendisi gibi yalnız haldeki metinlere daldırıyor yorgun gözlerini. Kimi zamansa ezberine aldığı, duyulduğunda şöyle helalinden lezzetli bir yumruk yenmiş hissi yaratan mısralardan devralarak anlatıyor meramını.

15 Temmuz 2014 Salı






Çamaşır suyuna yatırıp hepinizi çürütece'm
Konyağa batırıp aklınızı kemirece'm
Kalırsa bir parça budunuz kapitalizme servis edece'm
Halen umut umut diye inleyen feryadınızı
Kalamar yiyemeyen ağzınızı
Ve "yarın" diye beslediğiniz topyekûn tüm hayallerinizi
Enjeksiyonla ölüm yatağına bağlayıp
Her gün bir doz enjekte ederek
Yavaş yavaş yok edece'm

Açım be aç anladın mı sersefil yaratık
Cesaretini canileştirdiğim pitbull'a
İradeni uzun adam'a
Ve cümle yaşam enerjini köklerinden sökerek
Başka gülümseyen uyumsuzların kanını
Emmeye devam ve devam edeceğim

Güç bende, algı joystick'i bende, nereye istersem oraya yönlendiririm, orayı tarumar ederim! doymam ben, açım aç, düşünceni de al, defol git önümü aç!

3 Temmuz 2014 Perşembe

Okyanus-İsa-İrem




Daha fazla alan ayrılmasın
Kazma bir kere daha toprağa batmasın
Koskoca dünyaya sığdırılamayan çocuk kalmasın

Çiçek tarhında çiçekler açsa
Yerini mermerden mezar taşı almasa

Yeraltında intihar öyküsü
Yeraltında cinayet örüntüsü

“Ne boka yaradı normal olmak”
“Bu dünya menim renglerimi daşıyabilecek keder güçlü değil”

Yazıp yazıp buruşturduğumuz notları
Geleceksizlik öğreten suratlara kondurmak için
Çukuru açtık
Gömmek için, göremeyeceğimiz notları
Sulamak istemiyoruz
Sene-i devriyede ölüm hatırlatan otları

Asıl, en dibe son satırlarımızı koyup yaşamı oradan söküp çıkartmak
Asıl, en dibe gökkuşağıfobiyi yerleştirip kaybettiğimiz neşeyi bulup almak

El alem ne der? El alem der ki,
Bize sorma, “geleneğin” artık gülmektir,
Hiç aklına gelmedi ama geleceğin yek başına senindir.


Neyzen Nuri


Ramazana özel postmodernist yaklaşımlarıyla tanınan Neyzen Nuri, sahur vakti neyini İrfan Caddesi Nedim Sokak’ta üflemeye çalışırken, mahallenin odunlukta ağır, akıllılıkta hafif gençleri tarafından darp edildi. Enstrümanına zabıta tarafından el konuldu. Korsan davulcu muamelesi görüp 944848,348338 lira adli para cezasına çarptırıldı. Neyini üflerken çaldığı telifsiz müzik parçası nedeniyle de müzik yapımcıları birliği ve odaları tarafından mahkemeye verildi, 4 duruşma sonrası 2 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Şu anda da kendisi mahpus damının borularında kaval yapma peşinde; ama cezaevi yönetimi olası bir icat karşısında dünya patent enstitüsünün yönetmeliğini ihlal ediyor mu diye bu çalgıcıya dair hızlı bir soruşturma içine girdi. Hiç olmadı kamu malına mukavemetten ağırlaştırılmış hücre hapis cezası alması bekleniyor.