10 Şubat 2013 Pazar
Merhamet
Vicdan edilgendir, merhamet etken. Otobüs durağında beklerken merhamet, bineceği otobüs hiç gelmez. "vicdan"la yanlış otobüslerde yol alınır. Geçici heveskâr bir eylem ile direksiyon kontrolü vicdanda olur. Vicdan gereklidir. dünyanın kalbi ondadır. Eh be, birazcık sende bu bulunsa böyle olmazdın denir kimi kimselere. Ancak vicdanının sesini dinleyen çoğu zaman insana ait bir trajedi karşısında bu sızlamanın sesini duymak dışında bir şey yapmaz. Vicdanın bir sonraki adımı elini taşın altına koymaktır. Vicdan merhametle etkileşime geçtiğinde anlam kazanır. Bakmayın öylesi zavallı gibi görünen bir görüşünü olduğuna "merhamet"in. mağrurluğundan gram ödün vermez. Vicdan gibi çeşitli boyutları olan kimi zaman sanal bir hüviyete bürünen bir karakter taşımaz. Bir eylemliliği ihtiva ettiği için kendi başına bir çaba söz konusudur. Çabayı gerçek manada merhametin kılığında görürüz. Acımanın negatif boyutunu tam anlamıyla simgelemez. İçindeki bu takdir edilesi "çaba", acınma hüllesini bertaraf eder. Bu yüzden değerlidir kendisi. Az bulunur 24 karat altındır. şimdi işte afrika için işlettiğimiz, işletilen vicdan muhasebesinin neden bir işe yaramadığı üzerine konuşabiliriz. vicdanının sesini ömrü boyunca dinlemiş ancak biteviye kendini düşünen hesaplarıyla timsah gözyaşlarını esaslı bir gayrete dönüştürmemiş insanın arkasındaki hiçbir işe yaramayan duruş buradan kaynaklanır. hapishanedeki haksız yere yatan kitleler, reel hayatta dramatik anlara her zaman tanık olanlar hayat bunlarla doludur. Hayat bunlara vicdanı sızlayan cağnım nadide insanlarla doludur. Mamafih, merhamete dönüşmeyen vicdan ancak sızlamakla yetinir. merhamet hali hazırda bir metafordur. Muadilleri "aktivizm", "harekete geçme", "çaba" gibi şeylerdir. Niteliği, içeriğinin neyle doldurulacağı kişinin, birkaç kişinin kendilerine bağlıdır. Vicdanın 200 kilogramlık kayasını yerinden oynatmak realist bir aktivist çabayla mümkün olur.
8 Şubat 2013 Cuma
31 Ocak 2013 Perşembe
16 Aralık 2012 Pazar
D-ur, Dur! Ur!
Kötü günler sanırım benim için başlıyor, umarım olduğu yerde
kalandır. 20’leri 30’ları geçemeyenler kulübüne üye olmak için sanırım erken.
Ancak durmuyor bir şeyler bir şeyleri taşıyor, hissediyorum.
Taşımasa kalsa ve kaldığı yerden de iş makinasıyla onu aldırsak ve öyle devam
etsek ya olmaz mı? Peki bu onu kabul eder mi? Hangi emperyal, genetiği
değiştirilmiş bünyeler bunu getirdi taşıdı zihnime, bilemiyorum.
Direniyorum birkaç aydır. Evet şundandır dedim yok,
bundandır dedim yok o sinsi varlık kendini belli etti. okuldur, eylemdir,
protestodur derken bir unuttuğumuz bir ben vardı, benden içeri(?). Sabah 7'de o
camekanlı yerde olmazsan alamıyorsun sıra fişini, sırayı... E, git sen de 7'de
gir sıraya. Sanmıyor musunuz ki gitmedim gittim ama "bir şey
soracağım"lar "sonuç gösterme"ler biter mi, bitmez. Bazı
tetkikler mi? 3 ay sonraya, 5 ay sonraya. ya 5 ay sonra? e sınav haftası be
kuzum. Böyle geldi böyle geçmiş günler.
Sahi dedik özel güzel yerler var di mi? Memleketin her sathı
özel poliklinik, tıp merkezi, e haydi anacım kitaba mitaba harcayacağına şu
kayekanı, gitte ampaakıllı bir yer de değerlendir. Kendini düşün. Çalış güven.
Sırtladık çantamızı (malum filmler benim boyum yüksekliğinde yağmur da yağıyor
dedim en akılcısı çantaya koymaktı) bindik metroya. Şu vücuttaki ne menem bir dalgalanmaymış
öğrenelim dedik. Eh şu ağrı / vücut ilişkisinin bir adı da konsun dedik. Düştük
yollara.
Cebimizdeki birkaç meteliği radyasyonlu cihaza kaptırdık ya!
Kaptırdık besbelli. Nükleer karşıtıydık ama gelin görün ki ilk kaytarmayı yine
biz yaptık. Bedenimizi kandırıp oraya girdik. Aslında kafamızı kaptırdık. Umarım
benimsememiştir. Ey radyasyon beni de yendin ya türlü ışınlarını üstüme
gönderdin ya sana ne demeli! Hem, senin varlık nedeninden pay kapanlar bize
çalım attı hem de seni kullanmamıza sebep olanlar.
Sgk dediler, senin primin yatıyor dediler ama Kyk'nın son
kuruşlarını da kuruşu kuruşuna aldılar. Neymiş sgk olmaya imiş sen o sıfırın yanına
bir sıfır daha ekle imiş. Bak sen şu bıyıklı ataerkile! Yürü git dedim içimden,
soydun soğana çevirdin...
1 Aralık 2012 Cumartesi
Gözetleme Kulesi-Pelin Esmer
Pelin Esmer'in tecavüz sonrası kadın bireylerin yaşadığı travmatik süreci iyi bir şekilde perdeye yansıttığı film. İstemediği bir doğum ve istemediği, bir şekilde hayatına rol verilmek istenen bir kadın. Hayalleri telsizdeki kod adı gibi"dipsiz göl"e gönderilen bir kadından bambaşka bir hayat yaşaması bekleniyor. Olgun Şimşek'in filmdeki rolünde de olumsuz bir hayata sürükletilen bir kadına destek olması sahici bir derde ortak olma durumundan ziyade "bencil"ce bir ortak gelecek hayali. Türkiye'nin binlerce farklı yerinde de aynı terane söz konusu değil mi? Sözde çaresizliğin pençesine düşmüş kadına kol kanat geren erkek figürü ve bu erkek figürünün kadını tamamen sahiplenmesi, onun üstünde tek söz sahibi olarak kendini görmesi. Çünkü zaten ona göre toplumun hayatın her alanından ekarte ettiği bir kadına kucak açması müthiş bir babayiğitlik örneği. hayatta düşenin sözü olmaz dercesine Olgun Şimşek'in Nilay Erdönmez'in dinlenme tesisinde bıraktığı bebeği getirip daha sonrasındaki kadına karşı dayatmacı hareketleri gerçekten tahammül edilemez.
Sürekli olarak kadından bebeği emzirmesini istemesi, kadının travmasına sadece napsaydım bebeği kör kıyamette mi bıraksaydım eksenli yaklaşımı filmdeki birçok Olgun Şimşek bencilliğinin tezahürüdür. Bir sahnede yine kadına verdiği emzir emri sonrasında sütüm yok cevabını almasıyla git mutfakta tencerede süt var, onu kaynat içir demesiyle bulduğu çare yine erkek savurganlığını, başıboş vermişliğini gözler önüne seriyor. Bu aldırmazlık hali kadının artık bunalıp o gözetleme kulesinden gitmesi sonrasındaki Olgun Şimşek tepkisizliğiyle yine ortaya çıkıyor. Olgun Şimşek yokuşta geçen 1-2 diyalog sonrasında arkasını dönüyor ve kuleye doğru çıkmaya başlıyor ancak Nilay Erdönmez'in de peşinden geldiğini sanıyor. Tabii öyle olmuyor o kaçmaya devam ediyor. bu kadının erkeğin arkasından geleceğine ilişkin erkeğin emin hali vurdumduymazlığın belli başlı nüveleri.
Olgun Şimşek'in zorbalığı kuleye kendisini kontrol etmek için gelen bir görevliye, Nilay Erdönmez'i işaret ederek "tanıştırayım karım" demesiyle doruğa çıkıyor. Kadının hayalleri, kurmak istediği hayat iki dudağın arasında tuz buz oluyor. "e, bir dakka ya benim fikrim" diye sorulmasına fırsat bırakılmıyor. Velhasıl, günümüzde kadını hiçe sayan onlarca "babayiğit"ciklerin sahte yardım etme konumlarını filmde an be an görüyoruz. Pelin Esmer'in yüreğine sağlık ilk filminden sonra üstüne kat be kat koyarak yolunu almaya devam ediyor.
Sürekli olarak kadından bebeği emzirmesini istemesi, kadının travmasına sadece napsaydım bebeği kör kıyamette mi bıraksaydım eksenli yaklaşımı filmdeki birçok Olgun Şimşek bencilliğinin tezahürüdür. Bir sahnede yine kadına verdiği emzir emri sonrasında sütüm yok cevabını almasıyla git mutfakta tencerede süt var, onu kaynat içir demesiyle bulduğu çare yine erkek savurganlığını, başıboş vermişliğini gözler önüne seriyor. Bu aldırmazlık hali kadının artık bunalıp o gözetleme kulesinden gitmesi sonrasındaki Olgun Şimşek tepkisizliğiyle yine ortaya çıkıyor. Olgun Şimşek yokuşta geçen 1-2 diyalog sonrasında arkasını dönüyor ve kuleye doğru çıkmaya başlıyor ancak Nilay Erdönmez'in de peşinden geldiğini sanıyor. Tabii öyle olmuyor o kaçmaya devam ediyor. bu kadının erkeğin arkasından geleceğine ilişkin erkeğin emin hali vurdumduymazlığın belli başlı nüveleri.
Olgun Şimşek'in zorbalığı kuleye kendisini kontrol etmek için gelen bir görevliye, Nilay Erdönmez'i işaret ederek "tanıştırayım karım" demesiyle doruğa çıkıyor. Kadının hayalleri, kurmak istediği hayat iki dudağın arasında tuz buz oluyor. "e, bir dakka ya benim fikrim" diye sorulmasına fırsat bırakılmıyor. Velhasıl, günümüzde kadını hiçe sayan onlarca "babayiğit"ciklerin sahte yardım etme konumlarını filmde an be an görüyoruz. Pelin Esmer'in yüreğine sağlık ilk filminden sonra üstüne kat be kat koyarak yolunu almaya devam ediyor.
18 Kasım 2012 Pazar
Lezbiyen Evlilik & Trans Evlat
Abd'de örnek olası bir çift Pauline Moreno ve Debra Lobel. Dünya üzerinde pek çok lezbiyen çift bulunmakta ama onları ayıran durum ne, şu; 2 yaşında evlat edindikleri çocukları, belli bir yaşa geldiğinde transgender olduğu ortaya çıkıyor. Çift o kadar bilinçli ki çocuğun fikrini önemseyip onun çizdiği hat doğrultusunda onu yönlendirmişler. Çocuk 2000 doğumlu adı kendisinin benimsediği haliyle "Tammy Lobel". Kendini kadın olarak gördüğü için ailesi de 11 yaşında hormon bloklama operasyonunu gerekli hekimlere uygulatıyor, bu sayede erkek fiziksel görünümü elde etmesinin önüne geçiyorlar gelişme çağında. Şimdi sorabilirsiniz, peki o yaştaki bir çocuğun kararı sağlıklı olabilir mi, gerekli uzmanların da zaten desteğiyle bu süreci yürüttükleri için onların da en ufak bu yönden bir sapma olacağından şüpheleri yok, ama olur ya belli bir yaş aralığında 14'lerinde mesela kadın bedenine ait hissetmediğini söyledi çocuk, o zaman da tekrardan çocuğun tedavisini yapan uzmanlar çocuğa kadın hormonu salgılayan ilaçları almayı bıraktırıp, erkek ergenlik hormonlarının çocuğa yüklenmesini sağlayacaklarını belirtiyorlar.
Bu durumun nasıl olduğu vereceğim linkte çok net bir şekilde anlatılıyor ve her adımında sağlıklı bir süreç yürüyor.
Sürece olması gerektiği noktada müdahale etmenin sağlıklılığı bir kez daha kendini ispatlıyor.
Biyolojik cinsiyet vücutta kendini tam anlamıyla göstermeden gerekli tedbirler alınınca ilerki hayatta çocuğun topluma adapte olmasında inanılmaz bir kusursuzluk yaşanacaktır.
Sağlıklı bir cinsiyet geçiş süreci böylece mükemmel bir şekilde tamamlanacak gözüküyor, bunun aynısını kim petras örneğinden hatırlıyoruz.
Çocuk 2000 doğumlu olduğuna göre oturup bekleyelim birkaç sene sonra bu zamanında alınan isabetli kararın çocuğa yansımalarını.
Bu da şunu kanıtlıyor. bir insan cinsiyetini çok küçük yaşlarda tayin edebilir, bunun kararını verebilir. bilimsel uzmanlar da yardımcı olursa bu süreç sorunsuz bir şekilde akar.
Bu başlığı kullanmamın sebebine gelince aslında bu çok basit. toplumsal cinsiyet, cinsellik, cinsiyet hakkında bulundukları durum itibarıyla zaten bilinçli olan bir lezbiyen çift, çocuklarının içinde bulunduğu "transgender" durumu işin bilincinde olmaları sayesinde sorunsuz sürdürmekteler. Şu da ortaya çıkıyor ki eşcinsel evliliklerindeki çocuklarda sağlıksız, olumsuz bireyler topluma salınır inancı bu örnekle yıkılıyor. çocuğunun hakkını, onun kararlarını çekirdeğinden , en küçük halinden itibaren özümseyen lezbiyen çift onun ruhsal olarak mutlu bir aile çatısı altında büyümesini sağlıyor.
En sağlıklı heteroseksüel aile yapılarında bile inanılmaz ebeveyn trajedisi yaşanırken, bu çiftin çocuğu mutlu bir şekilde gündelik yaşantısına devam ediyor.
Şimdi durum bu haldeyken kim, hangi gerekçeyle eşcinsel evlilikteki çocukların geleceğinin çarpık bir halde geleceğe evrildiğini?
En çağdaş, bilimsel methodlarla önlemler alınarak giden bir cinsiyet geçiş süreci yaş ne olursa olsun, kime ne olumsuzluk katabilir?
Bugüne kadar sıklıkla duyduğumuz o yaştaki çocuk ne bilir gibi en ufak bir bilimsel dayanağı olmayan bir söylem hangi zemine oturur buyrun siz düşünün.
İki lgbt durumun ne kadar sağlıklı bir şekilde birbirini izlediğini; duyarlılığın, sevginin iyi bir geleceğin önündeki engelleri nasıl aştığını bu sayede görebiliyoruz.
Ne mutlu dünyaya önyargısız bakabilene. Ne mutlu "öz" mutluluğu ve sonuçlarını görebilene.
http://www.dailymail.co.uk/news/article-2043345/The-California-boy-11-undergoing-hormone-blocking-treatment.html
Not: Bazı kısımlar da ufak hatalı veriler vermiş olabilirim ama aşağı yukarı durum bu şekilde. Linkte lütfen kendiniz en sağlıklı şekilde inceleyiniz.
4 Kasım 2012 Pazar
Fatmagül Berktay-Christine De Pizan
Bildiğimiz tarih boyunca kadınların ezilmesi durumu, şu ya da bu derecede, bütün toplumlarda gördüğümüz bir olgu; ama buna sistemli bir karşı çıkışı her zaman görmüyoruz. Bu sistemli karşı çıkış, elbette belli toplumsal ve tarihsel koşullarda ya da belli koşulların ortaya çıkmasıyla gündeme gelir. Dolayısıyla Türkiye’de feminizmden söz etmeden önce, böyle bir karşılaştırmalı çerçeve çizmekte yarar vardır. Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Tarihe baktığımızda karşı çıkışın, direnmenin ipuçlarını ve örneklerini görürüz, ama bu karşı çıkış ister istemez çok uzun bir zaman dinsel bir çerçevede sürdürülmüş ve Batı’da iyice geri bir noktadan, bir savunma noktasından gerçekleşmiştir. Bu, kadının da insan olduğunun kabul edilmesi noktasıdır. Takdir edersiniz ki bu iyice geri bir noktadır, yani lanetli Havva, ilk günahın müsebbibi olan Havva imgesinin reddedilmesinden hareket etmek zorunda kalınır. Hıristiyanlığın doğuşu ile birlikte, kadınların Kutsal Kitap eleştirisi de ortaya çıkar. 14. yüzyılda kadınlar adına konuşan Christine de Pisan, "Hiçbir günah kadınınki kadar büyük değildir diyorlar ama, kadınlar adam öldürmezler,kentleri yerleri bir etmezler, halkı ezmezler, toprakları yağmalamazlar, kundakçılık yapmazlar, ya da sahte sözleşmeler düzenlemezler. Kadınlar nazik, şefkatli, yardımsever, alçakgönüllü, basiretli varlıklardır. Evet, Havva günah işlemişti ama Adem de ondan iyi sayılmazdı" derken bu savunuyu dile getirmektedir. Hıristiyanlığın ilk dönemleri ile sonraki dönemleri arasında da kadınlara yaklaşım açısından farklar vardır, ancak var olan ataerkil paradigma hiçbir zaman bütünüyle reddedilmez, çünkü ister istemez siz bir dinsel çerçeve içindesinizdir ve o çerçeveyi tümüyle sorgulamak ve reddetmek yerine onun içinde bazı düzeltmeler önermek zorunda kalırsınız, bu nedenle "Kadınlar o kadar da kötü değildirler" diye bir savunma yapsanız da o çerçevenin, matriksin kendisine meydan okumuş olmazsınız.
1 Kasım 2012 Perşembe
Noam Chomsky Style & En Anarko Gangnoyik Yoruma Merhaba
Massachusetts Institute of Technology (MIT) ve Noam Chomsky işbirliği tarihin gördüğü görebileceği en anarko gangnoyik yorumu gözler önüne serdi.(03.20'ye dikkat)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Design by: StarSunflower Studio | Made with Vintage Mini Kit by: Etoile du nord








