Pages

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Öyle Değil

Öyle değil işte. Bu ağrı, çağrı değil. Kağnı hissiyatın raporu sadece. Analizin çamura saplanmış olanı. Balık ki; yüzer yolunu bulur, yankı yaparsa, tankı yıkar o vakit. Tank, oyuncak bile olmamalı büyük adam. Buna izin verme. bir seferlik şansımız var ortalama 60-70 sene brütünde. Ayıklanmış net kısmı hiç açmayalım. Zaten, "düş"e kalka düştük bu anafora, bir düştük, bu anaforda.

Ne zaman?

Sarkaçlarından tutundum, inan ki gelmiyor. Burgaç çıktığında hallolacak bir şey değil benimkisi. Sığ bir tarafındayım işte. Bataklık desen değil. Sanki bir set oluşturulmuş dalga kıran gibi, vuran kırana. Dalgalar aşıyor, üzerime doğru geliyor. Son düzlükte, yakılası gazeller, bitmeyen hayaller var.

20 Temmuz 2012 Cuma

Cinsiyet ve Ataerki


Cinsiyet tamamıyla farazi bir olgudur. Kolektif bilinçaltının bize dayattığı biyolojiktir yanılsamasına her fırsatta düşeriz.

Biyolojik cinsiyete inanmak, ataerkinin kendisidir. Zaten ataerki denilen kavram varlığını kültürel kodlarla yansıtır. Kandırmak için kavını atar. Bukalemunun attığı gibi. şiddet,şantaj bu iki "ş" ataerkinin yuvalarıdır. Kendisi de kartaldır ve çevresindeki kuşlara göz dağı vererek hükümranlığını sabitler. en başta ben varım, en başta ben olmalıyım, dünyanın bütün övgüleri benim üstüne olmalı, bütün hikayelerin bir karakteri beni işlemeli, birilerini eleştirmek sadece bana haiz olmalı der ve ataerkini yansıtır. erktir o, ataların erkidir.

Latince isimlerin payandasındaki biyoloji bizi karşılayamaz, hastalandığımızda farmakoloji bilimini bize işaret eden, cinsiyete dişi-eril kliğinden bakanlar bizim derdimizden anlayamaz. cinsiyetin hormonlara tabii olduğunu söylerler, bunlara bir balans ayarı çekilirse kafalarındaki cinsiyet hizalarına denk düşecek yere geleceğimizi ifade ederler.

Cinsiyete biyolojik ölçüden bakan kimileri, hasta bunlar derhal düzeltin, derler yardakçılarına. bunlar bizim toplumumuzda olmamalıdır diye emir verir, führergiller. üst insana uymadı mı, sabun olun fermanını yazarlar. buyruğunu yerine getirmeyenler de sabun olurlar. onu örnek alanlar, bizleri her gün ve her gün yıkamak, yıkanmak için kullanırlar. Bizler kirleri düzeltiriz, kendimizi düzeltemediğimiz için(!)

Feysbuk'un erkek kadın hanesine baktığı gibi cinsiyete bakanlar, bakılanları bu ikiliğin olmadığı bir dünyaya iterler, ne osun, ne busun. ait olmayan bir dünyanın ferdisin. sen cezalısın sen de ondan olmadığı için.

Orada, aradığını bulamayanlar, mağdur olduğu zaman yasal yerlerde, haklarını ararlar. ama bu sefer de "adamına göre ideolojiden olan özgürlükçüler", "vay vay vay yasalcı bunlar, devletçi bunlar" yaftasını rozet olarak yakana yapıştırırlar. aitsiz bir dünyanın cinsiyetsiz bir vatandaşısın. hatta, jan jak russo'yu hatırlayıp bunu ele alırsak vatandaş bile değilsin. vatansızsın. Üstüne üstlük cinsiyetsizsin. Hiçbir tanımın içine oturamadığın için de aitsizsin. hiçliğin, yandan çarklı yürüdüğü, bilinmeyen bir öznesin.

15 Temmuz 2012 Pazar

Sosyal Medya sitelerindeki cinsiyet dengesi


Devlet her vatandaşını korumakla yükümlüdür. Ama bundan sonrası için noktalı virgül koyar ve der ki: Korkma, eğer ki bir suçun yoksa devlet sana emin ellerle, emin ol, bir suç temin edecektir.

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Ressam Deniz Bilgin-Minareden at beni, in aşağıda tut beni



99'da kendini sonsuzluğun kalbine, ıssız bir apartman gövdesinde el uzatan ressam. Ursula K. Le Guin'in kitap kapaklarında eserlerine rastladığımız ressam, Deniz Bilgin




Çocukluğumda, gençliğimde, resim yaparken sokaklardaki parke taşlarını, damlardaki kiremitleri ya da bir kadının elbisesinin üzerindeki küçük çiçekleri tek tek çizmek gelirdi hep içimden. Ressam bir orman resmi çizecekse özenerek ve her birinin diğerinden farklı olduğunu hissederek tek tek bütün yaprakları çizmelidir diye düşünürüm.
 Deniz Bilgin


"Son bitmiş guaj resme bakıyorum. Başsız ve ayaksız, yerinden ve hafızasından uzak düşmüş bir gövdenin, iğreti kanatlarıyla uçmayı tam da beceremeyen hantal bir yaratıkla oynadığı çemberden atlama oyununa. Karanlık bir ormanda saklanmış iki yaratık, biri eksik, biri fazla, belki bir kadın ve bir erkek, kendilerini ve birbirlerini yoketmeden kavuşabilecekler mi? Nihayet, bu gizli köşede kendi eksikliklerinden ve fazlalıklarından duydukları utancı bir çoşkuya çevirebilirler mi? Bu oyunun resmedilişindeki imkansızlığın ardında, tutmanın ya da tutkunun tek umudu mu var? "Minareden at beni,in aşağı tut beni". Zemin dokusuna karışan yazı oyunun adını böyle koyuyor. “Oyunun kuruluşundaki umudu, sondaki imkansızlıktan daha çok merak ediyorum. Çünkü son, sonradan geriye dönülerek anlamlanıyor, kesinleşiyor. Resimdeki oyunda ise bir beklenti var… Bu resimde, o çocuksu kaybedip bulma oyununda, geleceğin dehşetini erteleyen kuvvetli bir “sen” çağrısını duyuyorum aynı zamanda. Yazının beklentisi de bu zaten. Çok mu geç? Bir bakıma öyle, kaderin başkalığı beni de seni de terketmiş. Ama bu resimlerdeki başkalığı, örneğin bir başka resimde, bir kız çocuğunun sınır çizgisine kadar gidip gördüğü, görüp de de bize anlatamadığı bir başka dünyayı dile getirmek için geç olmayabilir. Yabancılığın payından duyulan umut gene.” 

Meltem Ahiska, “Deniz Bilgin/Ressam” kitabından *son tablosunun ismi gibi, 5.kattan kendi göğüne düştü, "Deniz"

Minareden at beni, in aşağıda tut beni* Ressamın ölmeden önce çizdiği son resim
   

13 Temmuz 2012 Cuma

Kandırmak

Sonra, bir gün, öylesine, değişiklik olsun diye, halk ekmek fırınına uğradım, mümkünse, tam buğdaylı kandıralı kandırılma ekmeği ver, dedim ustaya. Dişlerinin arasından gördüğüm altınla birlikte, sırıtarak: "Bu aralar bu çok gidiyo abla, ocağa incir ağacı diktiriyomuş, gelecek beklentili gazı şıp diye indiriyomuş, dedi." ver bi' tane o zaman dedim ve ayrıldım, ne de olsa ben bir halktım.

10 Temmuz 2012 Salı

Görüyor musun?

Yarasıdır her toprağın şehre bıraktığı ve bilinmez zamanlarda kalan her biçare nefer gibi toprağa birkez daha düşecek olan son cemredir. Belki kendiliğinden yeşerecektir cebren ve hilen bir yola başvurulmazsa, belki de aslına sadık kalarak köküyle bütünleşecektir. yasa dışı bir yolculukta gidip duran bir skandal yöntem olarak kullanılmazsa o da batmayacaktır gün ışığını dünyaya sızdırana kadar. Kalbine bir bıçak saplanmazsa eğer, o da senin benim gibi ya da nefes aldığını gösteren her canlı nesli gibi bir nehir canlılığında akıp gidecektir. Kuyruklu yıldızı görüyor musun der, ardından gelen biri yanındakine, eğer o da derse ki, uzakta nokta şeklinde bir şeyler gördüm ama o kadar sadece o kadar… O an, hikayede insana dair anlatılanlarda bir yerler eksik kalmış demektir. O anda bir şeyler zamandan karşılıksız ve bağlantısız olarak uçup, bilinmeyen bir evrene doğru yol almış demektir.