Pages

10 Haziran 2014 Salı

Sevistan




Bir tutam sevgisi
Bir avuç hüznü varsa
Koşup gelmelidir insan
Yer kapmalıdır bu tahtı gönülde
Dişini geçirmeli elmaya
Ortak olmalıdır ısırığa
Yarısını kapmalı
Bir köşeye çekip yaklaşık bir ömür boyunca
Sineye saklamalıdır
Bir kere  değil, bin defa da olsa tamamını bitirememelidir

Ne elma o kadar da Amasya
Ne portakal o kadar da Washington
İnsan hissiyat okunu erostan tarafa atmazsa

Alıp başını gidemeyecekse ikili biçimli
Özgür ruhunu mezbeleye götüreceklerdir
Bağcıklarından kurtulup yareni aramak için
Sevistan ormana gece yarısı dalmayacaksa
O öpücüğü yarım bırakmalı, kalbine kepenk vurmalıdır.
Balta girmemiş orman burasıdır
Hiç restorasyon görmemiş Roma harabesi buradadır
Balta girmese bile sevda giremeyecek değildir
Restorasyon görmemiş diye sevgi görülmeyecek midir?

 Aş oraları aşka engel koyan kuralları
Otoriter betondan şuraları
Kalbini de yanında getirmeyi unutmadan
Kap gel özlemini sokul yana
Ayva ağacı çiçekleniyor sevistan’da

3 Haziran 2014 Salı

Tensel




Şu benzersiz trajediyi görüyor musun üzerimizdeki?
Tenimize değen birbirinden deneyimli eserler
Kucak açtığımız uzuvlar temasımızı naif kılar mı?
Çok evvelden ayrı bir önem verdiğimiz doğrudur
Ufak bir mavi boncuk atardık hafiften, evet ufaklıkken.
Körpe bir çiçektik ortaçağ bahçesinde
Bilmek istediğimiz ve öğrenmek istediklerimiz
Keyfi değil mecburi bir sadakat, kapağı mı açacaksınız?
Hasılı, tedrisatımızın bir ayağını adli tıp kurumunda gördük
Üstümüz de pis kokuyor ama, vardı
Devlet dergâhından yıkanılmadan alınması gereken fiziksel raporlar
Çed raporu olmaksızın girişilen nükleer tesisler gibiydik
Sonucunda tck 46 deli raporunun elimize tutuşturulduğu Nagazaki felaketiydik

2 Haziran 2014 Pazartesi

Teslimiyet



Yırtılıyoruz ahali
Defterimizi dürüyorlar lime lime
Karnı aç olan tüm kan emiciler
Salıverildi insanlık nezaretinden
Paspas altı edildi insan, nezaketinden

İzbe ve karanlık köşe başlarında
Akbabaları işinden ettiler
Ölü bedenimizi kemiriyorlar
İştahlılar
Lezzetini aldıkça batırıyorlar çatalı
Ses gelmedikçe parçalıyorlar kanırta kanırta
Kuldan emirler, kurşundan askerler dillerimizi kestikçe
Vurun talimatının yeli estikçe
Kaskından numarası silinenlerin sırtı sıvazlandıkça
Kalbimizin en derin yerine
Saplıyorlar
Sapladıkça kanla hazla, canla başla, başbaşa
Ahhh!
Çekiliyor el bebek gül bebek
Emek verip yaşamaya çalışılan şu yaşam kendi kozasına
Benim gibi senin gibi
Yıllanıyor gidenlerin sayısı
Mecburi mahkumiyet eğitimi var
Özgürlük istencini israf ederek geçiyorsun
Ezeli mağlup olduğunu
Aklına kazıyarak vakti geçiriyorsun
İraden mi kalmış?
Teslim edilmiş kör bir hücreye
Kök bir hücre de enjekte edilse
Varlığın kârlılığına armağan olmuş bir kere

Tutunup demirlerinden parmaklığın
Gümbür gümbür titretemiyorsun itirazınla boşluğu
Ölümle mücadele etmek demek
Cinayetle de mücadele etmek demektir bunu bilmiyorsun
Elinden gelmeyecek şey değil ama yapışıyorsun kuytu sessizliğe
Ne ben anlarım seni, inatla elimi bırakırken sen
Ne de sloganına katılmadığın şu umutlu insanlarla dolu evren

26 Nisan 2014 Cumartesi

ZEYTİN DALINA YAKLAŞAN FİRKATEYNLER





Beklentiden atkı  yaptım doladım boynuma
Cihanı turluyordum hayaller atlasıyla
Köşede bekliyordu histeri, aldım koynuma
Vardı inandığım şeyler ama üzerinde bin bir eller
Doğrunun hakimiyeti saat kaça kadar baki?
Meczup bir insanlık karşımdaki
Koyun değildim ama kırktılar sahi
Umudun yünlerini terbiye niyetiyle bir çırpıda
Ayar tutturamadılar makasta, kestiler etimi
Deriden çıkan kanama dahi çekindi
Azar azar kendini gösterdi, ürkekti
Hararetliydi bilinçleri
Hararetliydi birileri
Doymak bilmezdi kinleri
Muhtelif ve beklenmedik safhalarda
 Harekete geçti hinli dilleri
Sesim ulaştığınca sundum itirazı
Razı gelmedi dünyanın vicdanı
İşleyecekti usulünce hakikat ama olmadı
Dürüstlüğün sadece kanına değil oksijenine dahi girdiler
Koklattılar hakka hukuka eteri, nefesi yetmedi

24 Nisan 2014 Perşembe

Zeytin Dalı



En son hatırladığın zeytin dalı ne zaman uzatılmıştı?
Acıları kanıksamanın önüne kata kata
Hafızanın tanıklığına en son ne zaman başvurdun?
Bir kurcalarsak, reseptörün ayarlarını geriye getiremeyiz
Haşlarsak vahameti 30 derecede, önünü alamayız
Fokurdar galeyan ve taşar, soluklanamayız

Aşar siren sesi beklentinin
Geride kalan ukte, buharıdır bu kentin
Kışın cesareti Halâskârgazi’de engellenmiştir
Baharı, istibdat ağızlara emanet edilmiştir
7 tepeli bir şehirde uçacakken beyaz bir güvercin
Beyaz bir berede hapsedilmiş ve canı çekilmiş ahparigin

Mahareti nisyanla malül olmasından gelir 
Esaretiyle solipsist tarihin
Kin kusmanın vesayetine bırakmak mı gerekir?
İnsanlığın berrak zeminini
Çiçek açan duyguların pestili çıkarılmıştır
Reva mıdır salınması faşist talihin

Sakinlik eyleyen bir rüzgâr estiğinde
Sağduyu ağızdaki koşullu tahliyenin peşinde
Yanı sıra
Sırası gelecek kardeşliği kabullenmesiyle
Hünkârın inkârı beğenilmeyecek
Esrarlı bilmecenin çözülmesiyle

25 Mart 2014 Salı

Mis gibi projesiz yarınlar

Gereksiz bir yöngü
Gerek yok hiç birine
Biz başa gelelim mesela
İlerici adımlar değil aman ha, burayı iyi belleyin
Tastamam 1000 yıl geriye götüreceğiz kentimizi
İlkel yaşamda başı çekeceğiz
Kurallı, ayrımcı, tepeden bakan sistemi oracıkta eleyeceğiz
Kötü mü? Hep birlikte kendimiz pişirip kendimiz yiyeceğiz

Öyle projeyle yetinmeyeceğiz
Tüm vaatleri dalından keseceğiz
Fotoğrafa da hiç gerek yok üstadım
Zaten sokaklar vesikalık çöp yığınlarının sergisinden geçilmiyor mu?
Her köşe başında bir başka bıyıklı aday arz-ı endam etmiyor mu?

Yüzlerinde 3 santim’e 5 ölçülerinde yapışmış bir samimiyetsizlik
Arkası sanki ozon suyu karıştırılmış da makineye girince rengi atmış Amerikan bezi
Göğümü, bulutumu göstermeyen; güneşimi kovan iki apartman arası çirkinlik

Foto finişte birinci görünmeye uğraşan en demokrat hangimiz yarışmaları
Sloganda ceremesini halkın çekeceği ileri bir tarihe atılmış monotonluk
Mide bulandıran fontta ‘Değişime hazır mısınız’ kasılmaları

Hem sonra bunlardan birisini göz ısırmaz mı şimdilerde?
İşletmesine giden müşterisine ne haltlar yaptığı sabit değil mi arka bahçesinde?
Gözel, sözel, tensel temas’ıyla tüzel kişiliğinden tekliflerle nemalanmasıyla
Gelmedi mi o sinek avlayan kafenin bir köşesinde üzerine hırıltısıyla
Değişen tek şey, kapanına aldığı meskeninde insanın ruhu olmadı mı
İnin cinin bile utanmaktan top oynamadığı bu yerde

O yüzden o gün, evet evet seçim günü!
Gerekir mi bunların yuvarlak hologramlı suratlarına kaşe basmaya
5 sene çöreklenmesi için mühürden mürekkep akıtmaya
Yırtıp atsak ya geleceksizlik ışıldayan ayları şöyle esaslı
Bak o zaman sabahlarımız da aydınlık kalacak
Güneşin huzmeleri kuzey cepheyi bile görecek velhasılı

17 Mart 2014 Pazartesi

MART-aval!


Burada durmamız lazım
Az önce bir şeylerin yaklaştığını hissettim
Az önce bir şeylerin yaktığını hissettim

Gelecek notalara biraz basmamız hayrımıza olacak
Do majör kalıbını yine utandıracağımız için üzgünüm
Minör bir esinti ruhumuza esenlikler dilerken
Bir iki ruh çarpıntısının, lafı mı olur Allah aşkına
Koyun koyuna uyuyoruz biz onunla istisnasız her gece

Tebessüm eden hakiki bir kuş vardı hatırlayacak olursan
Ne yazık ki onu alıp götürdü yorgan yastık dipleri
İki büklüm olmuş nevresim takımından geriye kalan şimdilerde
Aslında akortsuz bir tonda çalışan ve
Kapıdan baktıran bir Mart-ın yapma yürek yaktırma yatkınlığı

Yüzükoyun yatmış melodi
Alanında yetkin bir usturayla bir güzel sürülüyor ıstırap
Istranca dağlarına kadar yolu var
Seriliyor, ortalığı deriliyor vahşi bir kurt olduğunda deliriyor
Dağılıyor etrafa , dağıtıyor etrafı
Kösele palaskaya konuşlanmış her bir yassal, yasal mühimmat hedefe doğru emin adımlarla ilerliyor
Anlıyorsun çok sonra noktürn acıyı
Tınının teninde tüttürdüğü bacayı
Özlediğin amansız, yamansız bir karnaval
Önünde belirense katmerli katmerli mart-aval!

12 Mart 2014 Çarşamba

Berkin Elvan'ın ardından kalemime yansıyanlar

ELVAN
Bir vakitler…
Kaldırımlardaki taşlar sonunda ezilmekten kurtulup barikatta gülümsediğinde
ToMASALlar usul usul televizyonlarda anlatıldığında
Kahramanlık destanları kulağımı uğuldattığında
Ağaçların kellesini alan cellatlar ortaya sökün ettiğinde
Oradaydım, öylece orta bir yerde, sokakta
Tıraş edilmeye çalışılıyordu o sıralar da isyan ateşi
Ama her seferinde daha gür, öbek öbek çıkıyordu köklerinden içimizde sızlayan bu asi yangının alevi
Harlandırıyorduk ortalığı bilimle, mizahla, kahkahayla

Çırpınıyordu benim de 14’lük yüreğim
Yaşama tutkundum zil zurna bir bilsen
Merak ediyordum 16. Yaşımı,
37. Yaşımdaki saçlarımın beyazlığını hayal ederdim
Sevdalığımın tan kızıllığında 50’imde mesela kiminle yılları devirmiş olacağımı,
Şuracağıma yârim diye kimi basacağımı
Delicesine bir aşkla kollarımda tutuyordum hayatı
Öyle bir sımsıkı sarılmış’ım ki bırakmaya niyetim yoktu

Bir sabah yine bir sabah
Sabah meltemi ılgıt ılgıt estiğinde
Taşıyordum yaşam pınarını içimde bu coşkunlukla
100 gram peynirimiz, birazcık kesik zeytinimizle
Hazırdık ya umut dolu günü karşılamaya
Mütevazı duruşlu soframızda
Sanırsam tek eksik bir parça somun ekmekti

Hazırda tuttuğum enerjimi hemen orada piyasaya çıkardım
Bir koşu alıp geleceğime inandım ve koştum fırladım sokağa
Sokağa bir grilik yansıdığını fark ettim peşi sıra o anda
Kuşların sesi, görünürlerdeki gagası, apartmanlar arası mis gibi edepsizliğin yaygarası
Hiç biri yoktu o sevimsiz günlük güneşlikte
Ne olmuştu? Kim nereye götürmüştü?
Firar mı etmiştiler? Nerelere kaybolmuşlardı?
Hayır hayır, onlar kentlerine, dünyalarına esastan bağımlılardı
Olsa olsa huzuru gasp eden birileri vardı.
Açık havadaki tekinsizliği daha da fark etti yiğit Elvan
Adımları serileşti, niyeti çetinleşti.
Ama olmadı, gülümseyişi, pirleşti.
Pir Sultan Abdal oldu.
Hain bir fişek gökyüzünü darağacı eyledi.
Yine nefes aldırmadan zulmü çalıştırdılar.
Nice çekilecek halayları susturdular.
Bakkaldan alınacak yarınlar yarım kaldı.
Bakkalın bir gazete kağıdına sarmalayacağı umutlar parçalandı
Bakkaldan eve götürülecek gökkuşağı kimsesiz kaldı.
Yedinci can göğe yükseldi.