Pages

4 Kasım 2013 Pazartesi

Kuş beyinlilerin kardeşliği




Yollara kuşların konmasını, koyulmasını isteyen gençlere saldıran kadın. Kuş koysunlar yoluna ki yolunda cıvıldayan kuşlar devleti gri renkli meşguliyetten kurtarsın. Devlet kargasının öğrenci kediyi öldüresiye bir oyuna davet etmemesi için kuş beyinli olmanın utanılacak bir durum olmadığı sana anlatılsın. Bir avuç kuşbeyinli 128'ler bir teneffüs daha yaşatacak kara mermerin altındaki çocuğu. Bir teneffüs daha yaşamak toprağa bir kez daha ayak basmak demektir. bunun ihtirasını sırça köşklerde yaşayanlar bilmez. Mekik oyalı yazma takanların çocukları, oyuncağı olduğuna kati suretle inanacak. İnanacaklar ki, parasız zabit sokaklarda oyuncakların parayla dönen dünyadan daha değerli olduğunu cümle aleme anlatacaklar.

Yaşasın kuş beyinlilerin kardeşliği!

2 Nisan 2013 Salı

Ah mirim, "kadınları çözdüm artık" diyen, entelektüel görünümlü züppe

Bir şeyler çözmeye muktedir midir böyle erkekler? Sorun da burada zaten çözdüğü şeyler abidik gubidik erkek-ül neye ge(v)rek şeylerdir. Burnundan kıl aldırmaz muteber entelijansiya ambrazotti. Sorsan en ekolojik, sosyalizan her türlü ilim, bilim ve kilimi yutmuştur. Ya bu konu, feminizm, lgbt etrafında dönen mevzular öyle bir şeydir ki insan olmanın ilk kıstası bu alanlarda yatar. Turnusoldür. Toplumsalın acı biber salçasıyla o kadar bitişik ki er kişi için bu mevzular er kişi dakikasında çark eder ve toplumsal acı biber salçasını afiyetle yer. Popüler kültür piyonu, fili olmak her fırsatta sığındığı saçak altı barınak. Oh ne afiyet yesin biberi soğanlı soğanlı bir kere bile yese ağzı kokacaktır. Ağzı testosteron virüsü kapmış zavallının. Her şeyi anlamış da bir kadınlar kalmış. işte pipücüğün asıl nirengi noktasını kaçırması burada yatar. Bu kısmı anlamadıysa dünyayla ilgili herhangi bir sorunu anladığından kesinlikle emin olmayınız. Tahta kendi oturmuş, oradan gülücük dağıtıyor sözde. Hele sen bi’ in ayol. Yeryüzüne ayak bas bakalım. Elindeki şarap kadehi ilkel bir sarhoşluk vermiş, sendeki erkil erkil davranışlar. Sen hele bi’ irkil kaldırımda, kulaklarını da aç ki şöyle iyicene, gelsin baba, gelsin gelsin koca, gelsin devlet... Sloganımız şöyle girsin çekiç örs üzengine.

10 Şubat 2013 Pazar

Merhamet

Vicdan edilgendir, merhamet etken. Otobüs durağında beklerken merhamet, bineceği otobüs hiç gelmez. "vicdan"la yanlış otobüslerde yol alınır. Geçici heveskâr bir eylem ile direksiyon kontrolü vicdanda olur. Vicdan gereklidir. dünyanın kalbi ondadır. Eh be, birazcık sende bu bulunsa böyle olmazdın denir kimi kimselere. Ancak vicdanının sesini dinleyen çoğu zaman insana ait bir trajedi karşısında bu sızlamanın sesini duymak dışında bir şey yapmaz. Vicdanın bir sonraki adımı elini taşın altına koymaktır. Vicdan merhametle etkileşime geçtiğinde anlam kazanır. Bakmayın öylesi zavallı gibi görünen bir görüşünü olduğuna "merhamet"in. mağrurluğundan gram ödün vermez. Vicdan gibi çeşitli boyutları olan kimi zaman sanal bir hüviyete bürünen bir karakter taşımaz. Bir eylemliliği ihtiva ettiği için kendi başına bir çaba söz konusudur. Çabayı gerçek manada merhametin kılığında görürüz. Acımanın negatif boyutunu tam anlamıyla simgelemez. İçindeki bu takdir edilesi "çaba", acınma hüllesini bertaraf eder. Bu yüzden değerlidir kendisi. Az bulunur 24 karat altındır. şimdi işte afrika için işlettiğimiz, işletilen vicdan muhasebesinin neden bir işe yaramadığı üzerine konuşabiliriz. vicdanının sesini ömrü boyunca dinlemiş ancak biteviye kendini düşünen hesaplarıyla timsah gözyaşlarını esaslı bir gayrete dönüştürmemiş insanın arkasındaki hiçbir işe yaramayan duruş buradan kaynaklanır. hapishanedeki haksız yere yatan kitleler, reel hayatta dramatik anlara her zaman tanık olanlar hayat bunlarla doludur. Hayat bunlara vicdanı sızlayan cağnım nadide insanlarla doludur. Mamafih, merhamete dönüşmeyen vicdan ancak sızlamakla yetinir. merhamet hali hazırda bir metafordur. Muadilleri "aktivizm", "harekete geçme", "çaba" gibi şeylerdir. Niteliği, içeriğinin neyle doldurulacağı kişinin, birkaç kişinin kendilerine bağlıdır. Vicdanın 200 kilogramlık kayasını yerinden oynatmak realist bir aktivist çabayla mümkün olur.

16 Aralık 2012 Pazar

D-ur, Dur! Ur!


Kötü günler sanırım benim için başlıyor, umarım olduğu yerde kalandır. 20’leri 30’ları geçemeyenler kulübüne üye olmak için sanırım erken.

Ancak durmuyor bir şeyler bir şeyleri taşıyor, hissediyorum. Taşımasa kalsa ve kaldığı yerden de iş makinasıyla onu aldırsak ve öyle devam etsek ya olmaz mı? Peki bu onu kabul eder mi? Hangi emperyal, genetiği değiştirilmiş bünyeler bunu getirdi taşıdı zihnime, bilemiyorum.

Direniyorum birkaç aydır. Evet şundandır dedim yok, bundandır dedim yok o sinsi varlık kendini belli etti. okuldur, eylemdir, protestodur derken bir unuttuğumuz bir ben vardı, benden içeri(?). Sabah 7'de o camekanlı yerde olmazsan alamıyorsun sıra fişini, sırayı... E, git sen de 7'de gir sıraya. Sanmıyor musunuz ki gitmedim gittim ama "bir şey soracağım"lar "sonuç gösterme"ler biter mi, bitmez. Bazı tetkikler mi? 3 ay sonraya, 5 ay sonraya. ya 5 ay sonra? e sınav haftası be kuzum. Böyle geldi böyle geçmiş günler.

Sahi dedik özel güzel yerler var di mi? Memleketin her sathı özel poliklinik, tıp merkezi, e haydi anacım kitaba mitaba harcayacağına şu kayekanı, gitte ampaakıllı bir yer de değerlendir. Kendini düşün. Çalış güven. Sırtladık çantamızı (malum filmler benim boyum yüksekliğinde yağmur da yağıyor dedim en akılcısı çantaya koymaktı) bindik metroya. Şu vücuttaki ne menem bir dalgalanmaymış öğrenelim dedik. Eh şu ağrı / vücut ilişkisinin bir adı da konsun dedik. Düştük yollara.

Cebimizdeki birkaç meteliği radyasyonlu cihaza kaptırdık ya! Kaptırdık besbelli. Nükleer karşıtıydık ama gelin görün ki ilk kaytarmayı yine biz yaptık. Bedenimizi kandırıp oraya girdik. Aslında kafamızı kaptırdık. Umarım benimsememiştir. Ey radyasyon beni de yendin ya türlü ışınlarını üstüme gönderdin ya sana ne demeli! Hem, senin varlık nedeninden pay kapanlar bize çalım attı hem de seni kullanmamıza sebep olanlar.


Sgk dediler, senin primin yatıyor dediler ama Kyk'nın son kuruşlarını da kuruşu kuruşuna aldılar. Neymiş sgk olmaya imiş sen o sıfırın yanına bir sıfır daha ekle imiş. Bak sen şu bıyıklı ataerkile! Yürü git dedim içimden, soydun soğana çevirdin...


Enhanced by Zemanta

1 Aralık 2012 Cumartesi

Gözetleme Kulesi-Pelin Esmer

Pelin Esmer'in tecavüz sonrası kadın bireylerin yaşadığı travmatik süreci iyi bir şekilde perdeye yansıttığı film. İstemediği bir doğum ve istemediği, bir şekilde hayatına rol verilmek istenen bir kadın. Hayalleri telsizdeki kod adı gibi"dipsiz göl"e gönderilen bir kadından bambaşka bir hayat yaşaması bekleniyor. Olgun Şimşek'in filmdeki rolünde de olumsuz bir hayata sürükletilen bir kadına destek olması sahici bir derde ortak olma durumundan ziyade "bencil"ce bir ortak gelecek hayali. Türkiye'nin binlerce farklı yerinde de aynı terane söz konusu değil mi? Sözde çaresizliğin pençesine düşmüş kadına kol kanat geren erkek figürü ve bu erkek figürünün kadını tamamen sahiplenmesi, onun üstünde tek söz sahibi olarak kendini görmesi. Çünkü zaten ona göre toplumun hayatın her alanından ekarte ettiği bir kadına kucak açması müthiş bir babayiğitlik örneği. hayatta düşenin sözü olmaz dercesine Olgun Şimşek'in Nilay Erdönmez'in dinlenme tesisinde bıraktığı bebeği getirip daha sonrasındaki kadına karşı dayatmacı hareketleri gerçekten tahammül edilemez.

Sürekli olarak kadından bebeği emzirmesini istemesi, kadının travmasına sadece napsaydım bebeği kör kıyamette mi bıraksaydım eksenli yaklaşımı filmdeki birçok Olgun Şimşek bencilliğinin tezahürüdür. Bir sahnede yine kadına verdiği emzir emri sonrasında sütüm yok cevabını almasıyla git mutfakta tencerede süt var, onu kaynat içir demesiyle bulduğu çare yine erkek savurganlığını, başıboş vermişliğini gözler önüne seriyor. Bu aldırmazlık hali kadının artık bunalıp o gözetleme kulesinden gitmesi sonrasındaki Olgun Şimşek tepkisizliğiyle yine ortaya çıkıyor. Olgun Şimşek yokuşta geçen 1-2 diyalog sonrasında arkasını dönüyor ve kuleye doğru çıkmaya başlıyor ancak Nilay Erdönmez'in de peşinden geldiğini sanıyor. Tabii öyle olmuyor o kaçmaya devam ediyor. bu kadının erkeğin arkasından geleceğine ilişkin erkeğin emin hali vurdumduymazlığın belli başlı nüveleri.

Olgun Şimşek'in zorbalığı kuleye kendisini kontrol etmek için gelen bir görevliye, Nilay Erdönmez'i işaret ederek "tanıştırayım karım" demesiyle doruğa çıkıyor. Kadının hayalleri, kurmak istediği hayat iki dudağın arasında tuz buz oluyor. "e, bir dakka ya benim fikrim" diye sorulmasına fırsat bırakılmıyor. Velhasıl, günümüzde kadını hiçe sayan onlarca "babayiğit"ciklerin sahte yardım etme konumlarını filmde an be an görüyoruz. Pelin Esmer'in yüreğine sağlık ilk filminden sonra üstüne kat be kat koyarak yolunu almaya devam ediyor.

Enhanced by Zemanta