Pages

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Sivas'ta katledilen ozan Muhlis Akarsu ve Amerikalı Nappy Roots grubu


Bilinmez çoğu zaman Sivas’ta katledilen bu ozanın şu türküsünü http://www.youtube.com/watch?v=uhm7hgs0o9q

Nappy Roots adlı Amerikalı ünlü bir yeraltı rap grubu şu şarkısında altyapı olarak kullanmıştır: http://www.youtube.com/watch?v=t-bdl7wlqay


Müziğin evrenselliği adına güzel bir örnektir. Amerikalı piyasa müziği yapmayan isimler çoğu zaman bu tarz sample almalara başvurmuşlardır. Selda Bağcan'dan tutun birçok muhalif isme kadar. Ülkemizde fazla tanınmasa da oralara kadar bu sesin ulaşması ne kadar gurur verici.
Enhanced by Zemanta

30 Haziran 2012 Cumartesi

Valie Export-Genital Panic

Sanatta çığır açan faaliyetlerin ve öğrenci, halk, kadın hareketlerinin ardı ardına patladığı adeta aktığı bir dönemde valie export takma isimli feminist avusturyalı sanatçı bir anda herkesi şoke eden çalışmasını meydana çıkartmıştır.

benim bu çalışmaya karşın çıkardığım kısa bir okuma şu şekildedir:

pantolon

Türkiye'deki adıyla 3 film birden gösterimi yapan bir film merkezine giden valie export bu resimde gördüğünüz haliyle vajinasını açıkta bırakarak giydiği pantolonuyla kadın bedenini kapitalizme hapsedenlere inat bugünkü femen kadınlarının aktivizm ilkelerini çağrıştırır nitelikte bir eylem atağına girişmiştir. "gizli olma, aslı burada!" parolasıyla hedefini yola koyan export; erotizm, pornografi adı altında sürekli seksi gizli olmaya iten dürtünün vermek istediği alt mesaj: kadın bedeninin saklanılması gereken, gösterilmemesi gereken kodlar silsilesi olarak ortaya koyan anlayışa karşı, kadın bedeni kapitalizme, erkek egemen zihniyetinin ucuz seks politikasına egemen edilemez demiştir. ve en "korkulan" tarafı olan vajinasını serbest bir şekilde yadırgamadığım yegane organım, amım dercesine herkesin gözlerine açmıştır.

tüfek

Tüfekle anlamlandırmaya çalıştığı kavram ise şiddeti kadına yönelik bir baskı aracı olarak her fırsatta kullanan eril dilin hegemonyasına karşı, alın bu sefer liderlik sultanızı sizin silahınızla yıkmaya geldim. "hegemon"un yunanca manası olan "lider"in anlamını yerle bir ederek; silahın, tankın, tüfeğin anlamsızlığına karşı en safi olması gereken dil beden dilidir. çünkü yasaklı bir nesne gibi gösterdiniz şimdiye kadar, o halde, yasaklara karşı konuşan susmayan şey bedenimdir, yani vajinamdır, amımdır demiştir.

yapıbozum süreçlerinde bu adımıyla çığır açmıştır.
Enhanced by Zemanta

Semiotics Of The Kitchen, mutfak emekçiliği



Brooklyn’li martha rosler'ın semiotics of the kitchen adlı video yaratısı. kadına resmen mutfak emekçisi muamelesi çeken zihniyeti kendi kabilinde eleştirir martha rosler. ücretsiz emek sömürüsü sınıf siyaseti paralelinde bakılmamalıdır, aksine cinsiyet-iş rollerinin birebir sorgulanacağı alandır...

ayrıntısı:

feminist sanatta bir kilometre taşı olan ve rosler’in ifadesiyle “bir julia child karşıtının, araç gereçlerin evcilleştirilmiş ‘anlam’larını bir öfke ve hüsran sözlüğüyle değiştirdiği” semiotics of the kitchen [mutfağın semiyotiği] (1975), kent dışı orta sınıf yaşamındaki bir evin mutfağını yansıtır.

sabit bir kamera, mutfaktaki bir kadına odaklanmıştır. rosler, her adımda farklı bir mutfak aletini kullanarak, harf harf bir mutfak terimleri sözlüğünü takip eder. her harfteki mutfak aletini absürt jestlerle tanıtarak verili anlamları sorgular ve farklı anlamların ortaya çıkmasını sağlar.

rosler’in, hayali içeriği televizyon “kutu”sundan dışarı attığı ya da fırlattığı birtakım jestlerinin arka planında ise, işi aslında bir televizyon ekranında gösterme tasarısı vardır.
Enhanced by Zemanta

28 Haziran 2012 Perşembe

Ece Ayhan: Umutsuzlar Merdiveninde oturan 128 Nilgün Marmara


'' önce, nilgün marmara’yı herkesinki gibi değil de kendine özgü ve çok değişik morumsu renkte bir giysiyle, bir öğrenci olarak düşündüğümü söyleyeceğim. ama derslere pek girmeyen ve umutsuzlar merdiveni’nde oturmayı seçen çok tuhaf bir öğrenci; daha doğrusu benzersiz bir öğrenci olarak düşündüğümü söyleyeceğim. sırası belki önlerdedir ama kendisi en arkalarda bulunmayı sever. her zaman da sınıfı geçmiştir. ve sanki aynı sınıftayız ve belki de aynı sıradayız. nilgün marmara ile 1987 ekim’inin 13’ünde, kendisi daha 28-29 yaşında gencecikken istanbul’da, kızıltoprak’ta, en ufak bir çığlık bile atmadan korkunç ölümünden sonra da! herhangi bir ikirciğe düşmeden, hiç çekinmeden şunu diyorum; “bir teneffüs daha yaşasaydı tabiattan tahtaya kalkacaktı.” o nedenle de yazımın başlığını şiirdeki gibi “128 nilgün marmara!” koydum. hatta kendisine “aldırma nilgün marmara!” bile demiştim ölümünün hemen ardından yazdığım bir yazıda. öyle güzel ve öyle yetkin bir şairdir ki nilgün marmara; kimi insanların, yine işin özünü filan bilmeden, küplere nasıl bineceği beni artık hiç ilgilendirmiyor! başka türlüsünü yapamazdım ve başka türlüsü de elimden gelmezdi zaten. sivil şairlerden ünlü ilhan berk, nilgün marmara’ya bodrum’dan kızıltoprak’a yazdığında hep “büyük nilgün” diye yazardı kartlarında ya da mektuplarında. nilgün marmara’yı edebiyat arastasına ya da şiir çevresine ilhan berk tanıtmıştı. yine sivil şairlerden gerçekten de ilginç ve özgün cemal süreya da nilgün marmara’ya, amerikan yazarı scott fitzgerald’ın çılgın karısının adı olan “zelda” derdi. cemal süreya’nın 1991’de yayımlanan “999. gün; üstü kalsın” günceler kitabında da nilgün marmara, zaman zaman, “zelda” diye anılır. amerikan caz çağını çağrıştıran bir kullanıştır bu... nilgün marmara gibi güzel, hem de çok güzel, garip ve ilginç bir şairin yampiri ve yamuk dünyada, bir bakıma, kısacık bir ömrü oldu. hani büyük kanatları yüzünden uçamayan albatros deniz kuşu gibi! nilgün marmara, sözlüklere ve ansiklopedilere yazılırsa, 13 şubat 1958’de istanbul’da, kadıköy’de doğdu. 13 ekim 1987’de yine istanbul’da, kızıltoprak’ta öldü. o kadar ya da bu kadar. kadıköy maarif koleji’nde okuyuşu, boğaziçi üniversitesi ingiliz filolojisi’ni bitirişi ve öğrenimini bitirirken seçtiği tezinin, intiharı yeğlemiş sylvia plath üzerine olması. bu kör bir rastlantı mıdır bilemeyiz? hani denizin, özellikle de ege’de denizin derin yerleriyle sığ yerleri arasında açıklanamaz ve değişik bir mavilik vardır. evet, işte nilgün marmara’nın gözleri de öyle bir renkteydi. resim boyası satan kırtasiyecilerde bile böyle bir maviliğe rastlayamazsınız. velhasıl nilgün marmara gerçekten kusursuz denenebilecek bir güzellikte, “marjinal” de denebilecek ve sahicilikte eşsiz önemde bir şairdi. ve gittiği libya’da da (tobruk) şiirler ve metinler yazdı. libya’dan sonra uçtuğu avusturya’da, alpler’de doğrusu ya şiirler yazıp yazmadığını bilmiyoruz şimdilik. ama şiirin şu ya da bu biçimde peşini hiç bırakmadığını ben biliyorum. gerek dünya, gerek türk şiiri açısından. hayatının son yıllarında; ilhan berk’i, fazıl hüsnü dağlarca’yı, cihat burak’ı, turgut uyar’ı, edip cansever’i ve özellikle de cemal süreya’yı kişisel olarak tanımıştı. şairlerle hep şiirden ve şiirlerden hep konuşurdu. yeni şairlerden seyhan erözçelik, orhan alkaya, lale müldür, günseli inal, cezmi ersöz, turgay özen, mustafa irgat... arkadaşlarıydı. kendisini, özellikle anglo sakson şiirinde de sıkı yetiştirmiş olduğu konuşmalarında belli oluyordu. ölümünden sonra, sylvia plath’dan birkaç şiir çevirisi çıkmıştır çeşitli dergilerde. ölümünden az önce ‘beyaz’ ve ‘şiir atı’ dergilerinde birkaç şiiri de yayımlamıştı. belki de kendisi ile yaptığım bir söyleşinin bir bölümünü gösteri dergisinde yayımlamıştım. “daktiloya çekilmiş şiirler” 1988’de ve “metinler” adlı düz şiirlerini içeren kitabı da 1990’da şiir atı yayıncılık tarafından yayımlanmıştı. ve her iki kitap da hemen tükenmişti. şimdi artık gençler, kendine âşık uzamış yeni panco’lar bile nilgün marmara’yı erişilemez bir “mit”,unutulmaz bir simge ya da (türkçe söylersek) bir “söylence” olarak çılgınca ve gerçekten de seviyorlar.''
Enhanced by Zemanta

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Dolaysız Tümleç

Bırakırsa bir daha başlamazdı o film, bırakırsa söylenmezdi bir daha kahir ekseriyete hitap etmeyen cümleler, tümceler ve tüm "c"ler cinayete çıkabilirdi. O cinayet ki işleyenin tahammülü sınırsız, gülebilme ihtimaliyse ıssız. dayanıksıza yakın bir ihtimalde şuursuz. En ince ayrıntıyı düşünecek kadar kusursuz. O halde devam etmek gerekirdi, keçeli kalemle tonlamaları atmak için gökyüzüne, pastel renklerde Monet vari Matisse vari fışkırtmak lazımdı tüpten renk ahengini rengarenk aleme.


Can Yücel'i hatırlamak lazımdı ara sıra. "bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin". To be or not to be'yi gerçeklerden "spoiler" yapmıyor muydu? Görünen yüz görünmeyen yüz ikiliği gibi... Geçiyordu görünmeyenler. Gösterilmek istemeyenler. Acayiplikler, sahtelikler, sahtiyan haline getirilmiş insanlıklar, namına yapılabilecek insanlıklar ama yapılmayanlar. Tabaklanmış, kıvamına uydurulup tek tip insanlığa hizmet edecek yapay deriler. Hepsi iyi cilalanmıştı. İşlenmesi halinde, öfke kontrolünü tutamadığı hallerde 5 No'lu saldırı tipini uygulamaya geçirebilecek sahtiyanlardı. Bendine sığmaz taşardı. Deltasını şaşırır özündeki "tabula rasa"yı kinle doldururdu. Dolduruşa gelmekti en önemli bahanesi. Sonuç ayan beyan olmasına rağmen en iddialı septikleri bile taklaya getirecek idare etme manifestosunu o dakka o saniye yazardı. İdare etme hududu, o çizgilerden dışarı taşıyordu. Bu cümlenin dolaylı tümleci sayesinde bile "dolay"sız tümleç olmaya giden köprüler çoktan atılıyordu, belki de atılmıştı. belki de ilerleyen limanlarda atılacaktı...
Enhanced by Zemanta

19 Mart 2012 Pazartesi

Bir işkence aracı olarak kedi

12 eylül döneminde kahrolası caniler bu şirin hayvancağızları; kedileri lgbttlere işkence etmek amacıyla kullanmışlardı. bakın nasıl, 

bir röportajından demet'ten dinliyoruz:

“saç kesimi falan çoktu, bir de şalvar giydiriliyordu, içine kedi konuluyordu, kediye vurulunca kedi de can havliyle senin bacağını tırmalıyordu. ben üç defa falakaya yattım; 20 defa ince, 20 defa kalın sopa yedim. artık ciyak ciyak bağırıyordum, beynime kan gidiyordu. ondan sonra soğuk suyun üstünde zıplatıyorlar, yere su döküyorlardı.” 

18 Mart 2012 Pazar

Milletvekili Hakan Taş: Türkiye'de eş cinsel milletvekilleri olduğunu sadece düşünmüyorum aynı zamanda biliyorum


Eşcinsel kimliğini açıklayarak siyaset yapan ilk Türk olan Berlin Eyalet Meclisi milletvekili Hakan Taş, Akşam Hafta Sonu'ndan Zeynep Bakır'a konuştu.





Berlin Eyalet Meclisi Milletvekili Hakan Taş, eşcinsel kimliğini açıklayarak siyaset yapan ilk Türk... Taş ile iki ülkede eşcinsellere bakışı ve siyaset ilişkisini konuştuk.
Adı Hakan Taş. Son seçimlerde Berlin Eyalet Meclisi'ne giren beş Türk kökenli milletvekilinden biri. Onu ayrıcalıklı kılan özelliğiyse eşcinsel kimliğini açıklayarak siyaset yapan ilk Türk olması. Avrupa'ya göç eden Türk aileler kimi açılardan geleneklere daha bağlı, zaman zaman daha tutucudur. Hakan Taş da kimliğini açıkladığında ailesinden, akrabalarından soyutlanmış ve bunu anlatmak için elinden geleni yapmaya karar vermiş. 'İlk açıkladığım yıllarda maalesef kabul görmedim ama bunu hiç saklamadım' diyen Taş, bir gün koşullar oluştuğunda Türkiye'de de siyaset yapmak isteyeceğini söylüyor ve 'Türkiye'nin eşcinsellere ve translara yönelik bir açılım başlatması lazım' diyor. Taş, 'Türkiye'de eşcinsel vekiller olduğunu düşünüyor musunuz?' sorumuzaysa 'Düşünmüyorum, biliyorum. Umuyorum ki TBMM'deki eşcinsel vekiller de kendilerini gizlemeden görevlerini yerine getirebilirler' şeklinde cevap verdi.
- Sizin özel bir durumunuz var, hiç saklamadığınız cinsel kimliğinizi saklamak zorunda kaldınız mı? Bunu ilk cesurca ifade edişiniz ailenize mi arkadaşlarınıza mı; 'özel' değilse öğrenebilir miyiz?
Toplumda hakim belirli düşüncelerin değişmesi gerek. Türkiye'de kendini kabul eden ve olduğu gibi göstermekte herhangi bir sakınca görmeyen eşcinseller de kendi cinsel kimliklerini kabul etmeli ve bunu açıklamalı. Dolayısıyla cinsel kimliğimi hiç saklamadım, olduğum gibi yaşamayı benimsedim. Sadece ilk açıkladığım yıllarda maalesef kabul görmedim; arkadaşlarım, ailem ya da akrabalarım yanımda olmadı. Bunun değişmesi için de aydınlatıcı çalışmalarda yer aldım. 28 yıl öncesiyle günümüzü kıyasladığımda eşcinsellerin artık daha özgür, daha rahat yaşayabildiklerini ve çalışmalarımızın başarılı olduğunu söyleyebiliriz.
- Almanya'da tepki aldınız mı?
Olumsuz tepki almadım. Toplum tarafından sürekli destek gördüm; görüyorum. Sivil toplum kuruluşlarının verdiği desteği de unutmamak gerek. Almanya'da eşcinsel hareketin geçmişi 100 yıldan fazla, dolayısıyla eşcinsellik konusunda burada yaşayanların daha fazla bilgisi var.
GÖÇMENLER TUTUCU
- Almanya'da yaşayan Türk aile yapısı cinsel kimlik açısından Türkiye'den bile daha tutucu görünüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Tüm göç süreçlerinde göçmenlerin bir dönem geldikleri toplumdakinden daha tutucu bir çizgi oluşturduğunu saptıyoruz. Bu biraz da bazı gelişme ve değerlerini anlayamadığı yeni toplumda, kendini sağlama almayla ilgili. Ancak, asıl sorun, yeni toplumun politikasında yatıyor. Yeni toplum, göçmen topluluklarını ne kadar çabuk kabul eder, fırsat eşitliğini sağlarsa, sorunlar o kadar çabuk aşılabiliyor. Göçmenlere 50 yıl sonra da bir anlamda 'yabancı' gözüyle bakılırsa, andığımız yaklaşımlar kemikleşiyor.
- Türkiye'de irtibatta olduğunuz 'eşcinsel örgütlenmeler' var mı?
Türkiye de Ankara, İstanbul ve Diyarbakır'da iletişim içinde olduğum sivil toplum kuruluşları var. Türkiye'de yapılan etkinliklere zaman elverdikçe katılmaya çalışıyorum. Son olarak aralık ayı içinde Ankara'da Pembe Hayat adlı sivil toplum kuruluşunun bir panelinde konuşmacı olarak bulunmuştum. Haziran ayının son haftasında İstanbul'da yapılacak olan Eşcinsel Onur Haftası etkinliklerine katılmayı düşünüyorum. Bunun yanı sıra Diyarbakır'da başarılı çalışmalar yapan Hebun adlı sivil toplum kuruluşunun varlığı beni sevindiriyor. Eşcinsel sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra eşcinsel yakınlarının kurduğu LISTAG (LGBT'ye bağlı Eşcinsel Aileleri Grubu) adlı kuruluşun varlığı da özelikle Türkiye'de ayrı bir önem taşıyor. LISTAG katılımıyla çekilmeye başlanan ve bu konuda önemli fikirlere aracılık ettiğini düşündüğüm belgesel filmi büyük bir merakla bekliyorum.
- Türkiye bir gün Almanya gibi, bu konuda 'normal' olabilecek mi?
Belli bir hareketlenme gözlemliyorum. Fakat tüm olumlu gelişmelerin varlığına rağmen, yaşanan olumsuzlukları da göz ardı etmemek  gerek. Türkiye'de hala nefret cinayetleri işleniyor, kolluk kuvvetlerinin trans bireylere, eşcinsellere yönelik şiddeti sürüyor. Dolayısıyla hükümetin bu yönde bir açılım sürecini başlatması gerekiyor. Yapılacak anayasa değişikliği sürecine bu yönde hizmet veren sivil toplum kuruluşlarının katılımının sağlanması da ayrı bir önem taşıyor. Uzun bir yol ama istenirse gerçekleşir.
TBMM'de eşcinsel vekiller var, biliyorum
- Türkiye'de siyasete atılmayı düşündünüz mü hiç?
Türkiye'de siyaset yapabilmem için özellikle siyasete bakış açısının değişmesi, demokrasinin daha iyi bir şekilde işler hale gelmesi ve tabii ki her türlü ayrımcılığın ortadan kalkması gerekiyor.
- Türkiye'de eşcinsel milletvekilleri olduğunu düşünüyor musunuz?
Türkiye'de eşcinsel vekiller olduğunu sadece düşünmüyorum aynı zamanda biliyorum. Eşcinseller tüm meslek dallarında var olduklarından milletvekilleri arasında da eşcinsellerin mevcut olması oldukça doğal. Kendilerini açıklamıyor olmalarını ya da gizli yaşamayı tercih ediyor olmalarını ben ne kadar yanlış buluyor olsam da ve medeni cesaret göstermelerini talep etsem de Türkiye'de bunun kolay olmadığının bilincindeyim.
Türkiye'de gerçek anlamda bir değişim istiyorsak toplumun her kesiminde medeni cesarete, bu cesareti gösterecek insanlara tabii ki ihtiyaç var. Umuyorum ki en kısa zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki eşcinsel vekiller de kendilerini gizlemeden görevlerini yerine getirebilirler.